Kent; yaşayanların hafızası, hakkı ve ortak iradesidir.
Türkiye’de kent konseyleri bu iradenin kurumsallaşma iddiasıdır.
Kent konseyleri; kamu kurum ve kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar, üniversiteler ve sivil toplumun bir araya geldiği katılımcı demokrasi mekanizmaları olarak tanımlanır.
Ancak, 20 yıllık birikime karşın Kent Konseylerinin etki gücü düşük, uygulama kapasitesi parçalıdır. Bugün birçok kent konseyi; karar mekanizmasına doğrudan bağlanamıyor, bağlayıcılık oluşturamıyor, sonuç üretmekte zorlanıyor.
Bu durum, katılımın “biçimsel” kalma riskini büyütüyor. Eğer; kentin sesi, karar mekanizmasına ulaşamıyorsa, kent konseyi yalnızca bir “danışma vitrini”ne dönüşür.
Kent konseyi; belediyenin yanında “duran” bir yapı değil, kentin içinde yaşayan bir “ortak” yönetim alanı olmalıdır.
Kent konseyleri yeniden ve birlikte düşünülmelidir.
Örnekler…
Çoğu kent konseyi katılım mekanizmalarının nicelik ile nitelik arasındaki sıkışmışlığını yaşamaktadır. Milyonlarca temsiliyet, onlarca meclis ve çalışma grubu gibi büyük sayısal verilerle öne çıkan örnekler, kurumsal şeffaflığı sağlamaktan uzak kalabilmektedir. Çoğu kez üye yapıları açıklanmamakta, meclis faaliyetleri ise sadece etkinlik ve görünürlük düzeyinde kalmaktadır. Üretilen az sayıda tavsiye kararının kentsel kapsayıcılığı, öncelik sırası ve yerel yönetimin kararlarına gerçek etki boyutu belirsizdir. Hesap verebilirlik, çalışma yönergeleri ve izleme mekanizmaları eksiktir. Yapılan temaslar ve ziyaretler öne çıkmakta, ancak kalıcı bir demokratik etki yaratamamakta, yapısal niteliği gölgelemektedir. Bu örnekleri yakından incelemek tüm örnekler için bir öğrenme ve özeleştiri fırsatı sunacağı gibi sorumluluk olarak durmaktadır.
Birlikte yaşadıklarımızı birlikte düşünelim,
birlikte konuşalım,
birlikte arayalım/öğrenelim
Kent konseylerinin bileşeni olan yapıların hem kurumsal, hem de üyelerinin bireysel ilgi ve uzmanlık alanlarından başlayarak kente dair sorumluluklarını fark etmeleri ve oydaşarak Belediye Meclisleri gündemine öneriler götürüp kendi yaşam kalitelerine dokunmaları sadece önemli değil ayrıca yerel demokrasinin inşası sürecinde çok anlamlıdır.
Diğer yandan Belediye başkanları, Meclis üyeleri ve bürokratlarının yerel hizmetleri toplum yararına katılımlı süreçlerle planlamaları ve gerçekleştirmelerinde, geleneksel siyaset kültürünün olumsuz etkilerini fark etmek ve itiraf etmek değerli bir ilk adım olacaktır.
Kent; yalnızca taştan bir gövde değil; etik, estetik, ekolojik ve zamansal ruhuyla gündelik hayatımızın tam kalbindedir. Bugün yerel idareler asimetrik güç dengeleri içinde sıkışırken, vatandaşı pasif bir seçmen rolüne hapseden mekanizmalar derin bir yerel demokrasi açığı doğurmaktadır. Oysa sandık ötesi katılım, kamusal aklın ilmek ilmek dokunduğu hakiki bir müzakere ve özgürlük alanıdır. Göstermelik ve ehlileştirilmiş katılım tuzaklarından sıyrılabilen yapılar, toplumsal karşıtlıkları çatışmaya feda etmeden barışçıl ve ortak bir akılla yöneten, ortak geleceği birlikte inşa eden, canlı ve aktif birer demokrasi okuluna dönüşecektir.